merhaba
23/3/2008 -Kategori: gunce
Merhabalar.Şu an okul kursundayım ve öğrencilerimin gelmesini bekliyorum. Bir süredir blogumdan uzaklaştım .Aslına bakarsanız internet sözleşmem bitmişti.Yenilemek için postaneye gitmekle gitmemek arasında birşey fark ettim.Uzun süredir yazmaya çalıştığım öykülerimi internet olmayınca yazabiliyorum. Bu yüzden bu süreyi yazmaya ayırdım.Sanırım bir süre daha böyle devam edecek.Umarım beni mazur görürsünüz. Bitirir bitirmez de yazdıklarımı sizlerle paylaşacağım. Sevgiler.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Einstein Sergisi
19/1/2008 -Kategori: egitim
Dün öğrencilerimle birlikte Einstein sergisine gittik.Pek çok fiziksel konuyu Einstein'ın bakış açısıyla deney ortamında bize anlattılar.Lisede okurken fizik ve matematik benim için sadece sayılardan oluşan ve bu yüzden de kolay kavrayamadığım daha da kötüsü zevk alamadığım kavramlardı.Ama sonradan baktım ki hiç de öyle değilmiş .Gökyüzünün mavisinden tutun da gökkuşağına , küçükken kaçırdığım ve gökyüzünde süzülüşünü hüzünle seyrettiğim mavi balona kadar her şey aslında fizik demek.Bunu biraz geç anlamış olsam da bir kaç yıldır kaçırdıklarımı yakalamaya çalışıyorum.Bir kere sadece sayılardan oluşmadığını öğrenmek bile başlı başına işi kolaylaştırıyor ve eğlenceli hale getiriyor.
Einstein evren ile ilgili pek çok fikir üretmiş .Bazılarının belki de önümüzdeki yıllarda ispatlandığını da görebileceğiz.İspatlanmasa bile önemli değil.Zira önemli olan zihnimizde yeni sorular üretmesi ve bizleri cevapları aramaya teşvik etmesi.
Dün öğrendiğim bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.Einstein Mustafa Kemal Atatürk'e yazdığı bir mektupta kendisiyle birlikte 40 bilim insanının Türkiye 'de çalışmasına izin verilmesini istemiş. Bu doğrultuda bazı bilim insanları ülkemize gelip çalışmalarda bulunmuş.Henüz detaylarını araştırma vaktim olmadı ama en yakın zamanda bu kişilerin kimler olduğunu ve neler yaptıklarını bulup sizlerle paylaşacağım. Galiba bulduğum cevaplar bana nerden nereye sorusunu sorduracak ama olsun.
Bilim , insanın kendisini ve çevresini anlaması için gerekli.Sizlere tavsiyem çocuklarınıza bilimsel dergileri satın alın.Okumasın varsın.İki fotoğrafa takılsın .Çok değil bir kaç ay sonra yazılanlardan çoğunu merak etmeye başlayacak. Ve o zaman anlayacak ki fizik ,matematik ,kimya; sadece sayılardan ibaret değil ve öğrenmek de hiç zor değil.Bilim teknik dergisi harika ,bir de GEO adında coğrafya ve insan üstüne bir dergi var.İkisi de insanın ufkunu açıyor. İkisini de tavsiye edebilirim.
Kısacası Einstein gezisi benim açımdan oldukça verimli geçti.Kafamda bir sürü soru var ve en kısa zamanda cevaplarını da bulacağım.
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
sobelendim
18/1/2008 -Kategori: gunce
Merhaba.Aslında bu hafta internete bile girebilmem mucizeyken ben bir de yazı yazıyorum. Şaşılacak şey.Okumam gereken 500 kusur kağıt yazmam gereken not defterleri beni bekliyor.Artık yarın kurs dönüşü halledeceğim.Bloglarda sobelenmek diye bir şey varmış haberim yoktu ama öğrendim yani şimdi ben ebeyim.Neyse kendime dair küçük bir iki ip ucu vermem gerekiyor anladığım kadarıyla.
Hüzünlendiğim bir olay için biraz fazla düşünmem gerekecek aslına bakarsanız.İnsanları biraz kolay affediyorum .Kin tutamıyorum o yüzden bu soru pek de benim cevaplayabileceğim bir şey değil .Hem insan böyle daha huzurlu oluyor ve iş hayatının üstüne bir de bu tarz dertleri yüklemiyor. Hem zaten burda görüp göreceğimiz kaç yıl ki .Yani ömür dediğimiz öyle pek de uzun değil.O yüzden hiç bir şey hüzünlenmeye değmez.
Komik anlara gelince öğretmen olduğumdan beri pek komik sayılmam.Öğretmenlik çamur gibi bir bulaştı mı bir daha çıkmıyor, bir kez başladınız mı kanınızı canınızı her bir şeyinizi ele geçiriyor.Artık insanlar, mesleğimi söylemeden tahmin edebiliyorlar.
Güzel fıkra da anlatamam işin aslı.Ama madem komik bir şeyler anlatmam gerekiyor .Bir arkadaşımla yemeğe gitmiştik.Ben çok şekerli kahve istedim Garson da komiklik olsun diye olacak kocaman bir servis tabağının ortasında benim fincanı getirdi.Etrafına da iki kilo kadar kesme şeker döşemiş.Gülüştük ben bir şey demedim güzelce kahvemi içtim.Garson fincanları almak için geri geldiğinde ise poşet istedim .Poşete bir güzel şekerleri doldurdum ve çantama koydum. Garson mecburen sadece fincanı aldı.
Büyüklerimle yaşadığım bir olaya gelince onun için de çiftçi olan okuma yazma ve dört işlemden fazlasını bilmeyen rahmetli dedemin her ay bana bilim teknik dergisini alıp gelmesiydi.Bir de babaannemin kış günlerinde okula giderken ellerim üşümesin diye kestane közleyip bir güzel ayıklayıp ceplerimi doldurması.Bir düşünün yol boyunca ellerim sıcacık.Annemle babamı saymıyorum bile yoksa çok şey yazmam gerekecek.Sanırım bunlar hiç bir zaman unutulmuyor ve unutulmayacak.
Şimdi benim birilerini sobelemem gerekiyor.ben de güzel yazıları ve şiirleriyle denizyildizlarini sobeledim.
http://denizyildizlari.blogcu.com/
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
sanatı ve sanatçıyı küstürmek
15/12/2007 -Kategori: gunce
"Acıdan geçmeyen şarkılar eksik midir gerçekten?"Bu da nerden aklına geldi demeyin .Şu an Sezen Aksu'nun şarkısını Ferhat Göçer'in sesinden dinliyorum.Haklı .İçimizi titreten tüm şarkılarda , tüm şiirlerde bulduğumuz bize dair özlemlerimiz hayallerimiz ve belki acılarımız değil mi?Sanat böyle bir şey işte .İster şiir olsun ister şarkı , ister resim.Sanata dair aklınıza ne geliyorsa yani.Bazen acı, bazen özlem ,bazen mutluluk...
Bu gün Fazıl Say'ın ükemizden gitmek istemesini üzülerek okudum.Daha da çok üzüldüğüm şey ise insanların "gidersen git bize ne" tarzı yorumları oldu.Sanatı ve de sanatçıyı küstürürsek geleceğe dair ne bırakacağız ki ! Sanat bir toplumun en önemli gıdası.Ekmek gibi su gibi bir şey.Ve sanatçı onu üreten , bizlere içindekini ayna tutup gösteren kişi.Ve toplumumuzun çoğu küskünlüğünü anlamak yerine yolun açık olsun demiş.Bu bizim sanat adına geldiğimiz noktanın hiç de iyi olmadığını gösteriyor.Toplumumuzda özellikle gençliğimizde olumsuz bir tavır gördüklerinde de soruyorlar ne oldu bunlara diye?Oysa olan çok basit.Sanatın dışına itilmiş , birbirini anlamayan, kendini bir anlığına da olsa diğerinin yerine koyamayan bir toplumun normal tepkileri sadece.Daha fazlası değil.
Tiyatroyu düşünelim ya da sinemayı .Büyük şehirlerin dışında , taşra şehirlerinin kaçında şu an oyunlar oynanıyor.Ya da sinemaya gidilebiliyor.Biliyorum ekonomik durumla ve de en önemlisi eğitimle alakalı ama dünya pek çok alanda koşarken bu denli geride kalmak ne benim ne de geleceğimiz olan gençlerin ne de sizlerin hakettiği bir şey.Sanatı ve sanatçıyı küstürmemek çok önemli .Bireysel anlamda belki fazla bir şey yapamıyoruz ama yine de sanatın ve de sanatçının yanında olduğumuzu göstermemiz gerekiyor.Umarım aynı gemide olduğumuzu aynı rüzgarla yol alacağımızı toplumumuzun tüm fertleri anlar.ve bizleri daha ileri götürecek olan o rüzgarda bilimin , sanatın ,birbirini anlamanın ve kabullenmenin geçtiğini de...
MFÖ'den "Benim hala umudum var" şarkısını dinleyeceğim şimdi.Benim hala umudum var ya sizin?
Nuriye XXXXXXX
Yorum (7) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
eğitimdeki aksaklıklar
13/12/2007 -Kategori: egitim
Hürriyette okuduğum bir haberle ilgili yorum yapmak istedim.Bir öğretmen öğrencisini dövmüş ve küfürlü konuşmuş öğrenci de bunu cep telefonuyla çekerek internette yayınlamış.Sonrasında da okuldan atılmış.
Yorumlarda öğretmeni haklı bulan da var öğrenciyi haklı bulan da .Ama ben her iki taraf açısından da bakmak niyetindeyim.Aslında işin bir de Eğitim Sistemi tarafı var.
Meslek liseleri açısından duruma baktığımızda ne yazık ki pek çok kişi meslek liselerini çırak eğitim merkezi statüsünde zannediyor. Ve bu nedenle de ilköğretim notu iyi olan öğrencilerin yanında çok düşük olan öğrenciler de ,diğer okullara kabul edilmedikleri için meslek liselerine kayıt yaptırıyor.Okullar açıldıktan bir iki ay sonra da derslerin zorluğunu görünce ders çalışmaktan ve denemekten vazgeçiyor. Ve çok geçmeden derslerde sıkılmaya başlıyor.Sonuçta da öğretmen ve öğrenci açısından istenmeyen durumlar ortaya çıkıyor.
Peki ne yapmalı ? Bu durumdaki öğrencileri tamamen eğitiminin dışına mı atmalı? Tabii ki hayır.Öğretmenlerin her kapasitedeki öğrencisiyle ilgilenebileceği ortamlar oluşturulmalı.Ama ne yazık ki pek çok öğretmen 50 kişilik sınıflarda eğitim vermeye çalışıyor.Böyle olunca da bire bir tüm öğrencilerinizle ilgilenmeniz imkansızlaşıyor.
Eğitim sistemimizin daha fazla görselliğe ve daha fazla uygulamaya ihtiyacı var.Bunun için de uygun derslikler ve laboratuarlar gerekli.Ve ne yazık ki pek çok okul buna sahip değil.Varsa da mevcut öğrenci sayısı karşısında etkin kullanım olamadığından pek fazla anlam ifade etmiyor.
Öğrencilerin sosyalleşebilmeleri ve düzgün tavırlar sergileyebilmeleri için sosyal kulüplerin etkin şekilde çalıştırılmaları gerekiyor.Pek çok okulda bu mevcut.Ama yine de öğretmenlerin inisiyatifine bırakılmış olmasını doğru bulmuyorum.Bence okullarda sırf sosyal etkinliklerle ilgilenecek branş öğretmenliği kadrosu açılması şart.Bu sayede öğrencilerin hem sosyal etkinliklerde bulunması hem de sergi , tiyatro gibi aktivitelere katılmaları ve bunları bire bir uygulamaları sağlanmış olur.Daha doğrusu gönüllü ve idealist öğretmenlerin yaptığı bir etkinlik olmaktan çıkar ve tüm yurt genelindeki okullara yayılmış olur.
Gelelim işin öğretmen cephesine.Ne yazık ki eğitim sistemimizde öğretmen olarak kariyer yapmanıza , yükselmenize imkan sağlayacak çok fazla seçenek yok.Kendinizi geliştirmek adına gidebileceğiniz özel kurslar var onlar da ateş pahası.Böyle olunca da çok geçmeden bir kısır döngünün içine giriyorsunuz.Yıl sonunda hizmet içi eğitim seminerleri için başvurular geliyor .O da kolay kolay çıkmıyor.Ders dinlemekten vazgeçen öğrenci gibi çok geçmeden siz de denemekten vazgeçiyorsunuz. Ya da pek çoğumuzun yaptığı gibi direnmeye ve denemeye devam ediyorsunuz.
Kısacası meslek liselerinin pek çoklarının gözündeki yeri düzeltilmeden, eğitim sistemimiz görselliğe ve çağın gereklerine uygun hale getirilmeden ve de en önemlisi öğretmenlerimizin sosyal ve ekonomik beklentileri karşılanmadan bir şeyleri düzeltmek zor.
Nuriye XXXXXXX
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı